27 Mayıs 2018 Pazar

Zeytinin gözyaşları...

Bugünlerde ülke gündeminde 24 Haziran 2018 genel seçimleri var. Nereye baksanız, gitseniz konuşulanların hemen hemen %95'i seçimlerle ilgili... Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olarak tabi beni de ilgilendiriyor seçimler ve sonrasında olacaklar. Ancak cumhurbaşkanlığı adaylarının seçim vaatlerine baktığımda dikkatimi çeken bir ayrıntıyı sizlerle paylaşmadan edemeyeceğim.
Türkiye Cumhuriyeti'nin önümüzdeki dönemde cumhurbaşkanlığına talip olan adayların hiçbiri "çevre" konusuna değinmemiş... Diyeceksiniz ki adalet, eğitim, kadın-erkek eşitliği, ekonomi gibi konular dururken sıra ona gelmemiştir... Tamam size göre ve görülen o ki toplumun çoğunluğuna göre de çevre çok önemli değil. Ancak üzerinde yaşadığımız topraklara borcumuz olduğunu ve Ulu önder Mustafa Kemal Atatürk'ün doğaya olan hassasiyetini hatırlatmak isterim...

Bu aralar İlknur Güntürkün Kalpakçı'nın "Doğa ve Çevre Anlayışıyla Atatürk - Çevre Felaketi ve Atatürk'ün Öngörüsü" adlı kitabını okuyorum. Okudukça daha çok duygulanıyorum. Türkiye'nin 1980'de dünyanın en fazla ormanı olan 33. ülkeyken, son yıllarda İran'dan sonra dünyada ormanlarını en fazla tüketen 2. ülke konumuna geldiğini; Türkiye'nin %75'inin erozyona maruz kaldığını öğrenmek; OECD raporuna göre bu kuruluşa bağlı 38 ülke içinde çevre konusunda 10 üzerinden 2 puanla 37. sırada yer alıp geleceğimizi deyim yerindeyse mahvettiğimizi görmek içimi acıtıyor!... 

Atatürk'ün cumhuriyetin ilk yıllarında Ankara gibi adeta çöl olarak nitelendirilen bir şehri nasıl ağaçlandırdığını ve tüm dünyanın gıpta ettiği bir başkente döndürdüğünü okudukça O'na olan hayranlığım yine arttı. O'na layık gençler olmak için bu durum ve koşullarda dahi görevimiz Türk bağımsızlık ve cumhuriyetini sonsuza dek korumak ve savunmaktır. Bu ülke topraklarındaki ağaçlar ve ormanlar da bu gruba dahil!

Neden bu yazıyı yazdığıma gelince; ne yazık ki çıkar gruplarının özellikle zeytinlik alanlara olan iştahının kabardığına dair söylentiler geliyor yine kulağımıza... Ağaçlarımıza, ormanlarımıza, doğamıza sahip çıkmamız lazım...

Yoksa sadece zeytin değil tüm doğal yaşamı kısa vadeli çıkarlar için yok etmekle kalmayacağız, geleceğimizi de zarara uğratacağız...

 Image result for olive crying

19 Mayıs 2018 Cumartesi

Gencim, sporu severim. Doğal olarak bugün benim bayramım :)

Neredeyse 1 yıldır sesim çıkmamışken bir anda bu gönderi de neyin nesi demeyin millet! :) Açıklayacağım.

Birincisi; blogumla haşır neşir olmamış olsam da sosyal medyada takip edenler bilir; çılgın bir tempoda geçiyor 2018. Şikayetçi miyim?! Aksine çok keyif alıyorum yaptığım her işten.
İkincisi; Zeytindostu Derneği uğur mu getirdi nedir bilmem, zeytinle ilgili başka derneklerin de yönetim kurullarına girdim. Yani kesişim kümesi elemanı gibi geziyorum bu aralar :) Şikayetçi miyim?! Hayır! :)
Üçüncüsü; her gün yepyeni güzel bilgiler öğreniyorum. Evet içimizi acıtan, canımıza okuyan haberlerle dolu bir dünyada yaşasak da etki tepkiyi yaratır misali, çok güzel gelişmeler de yaşanıyor etrafımızda.
Dördüncüsü; artık paylaşmazsam çatlarım durumuna geldiğim için bloguma tekrar yazmaya karar verdim. Arayı açmamayı umuyorum ;)

Gelelim bugüne...

19 Mayıs Atatürk'ü anma, gençlik ve spor bayramı bugün. Her zaman genç, çocukluğumda yüzme, basketbol, voleybol, tenis kurslarına gidip nihai sakatlanmama kadar tenis oynamış, sonra gönlünü yogaya kaptırmış, sporu seven bir birey olarak haliyle bugün benim günüm! :D

İki çift laf edeyim istedim.

Canım, tek önderim Mustafa Kemal Atatürk'ün aşağıda paylaştığım veciz sözünden feyz alırım şu hayatta.

Image result for 19 Mayıs çalışkan olmak

Şikayet etmek insana dair çok olağan bir durum; ancak yine insanın memnun olmadığı durumu düzeltecek gücü, iradesi de var. Bu olgudan hareketle hayatta hep çalışmayı amaç edindim. Rahmetli Hacı dedem Halit Oktay "Çalışmak da bir çeşit ibadettir." dermiş. Belki de ondandır bu kadar çalışmaya düşkün olmam. Sanki sürekli çalıştıkça hayallere, güzelliklere, mutlağa, evrene yaklaşıyormuşum hissine kapılıyorum.

Neyse kısaca geçtiğimiz 1 yılı özetlemek gerekirse;

- DOKTAY Tarım Gıda Turizm Danışmanlık Ltd Şti adlı şirketimiz gün geçtikçe daha güzel işlere imza atıyor.

- Geçtiğimiz sezon gayet iyi üretim yaptık. Satışlar çok şükür iyi gidiyor. Ama çok isterseniz
www.ethembey.com adresine bir uğrayın derim ;)

- Geçen yıl Olive Japan'a katılarak jüri üyesi olarak ilk kez dünyaya açılmamın ardından bu yıl hem Olive Japan için Tokyo'ya hem de organik zeytinyağı yarışması olan Biol'e çağırıldım.
Görüntünün olası içeriği: 5 kişi, Nako  Umekita ve Dilşen Oktay dahil, gülümseyen insanlar, ayakta duran insanlar ve iç mekan

Görüntünün olası içeriği: bir veya daha fazla kişi
İtalya'da Bari'de gerçekleşen yarışma yine çok verimli ve eğitici geçti. Yine dünyanın çeşitli
yerlerinden konusunda son derece başarılı uzmanlarla tanıştım ve birlikte tadımlara katıldım.
Görüntünün olası içeriği: 15 kişi, David Noy ve Dilşen Oktay dahil, gülümseyen insanlar, ayakta duran insanlar, gökyüzü, takım elbise ve açık hava

- Zeytindostu Derneği bünyesinde 15. Ortak Akıl Toplantısı'nı düzenledik. http://zeytindostu.org.tr/ortak-akil-ve-guc-birligi-toplantisi-sonuc-bildirgesi.html

- Zeytin yasasına dair görüş almak üzere Bilim, Sanayi, Teknoloji Bakanı'nın çağırdığı toplantıya Zeytindostu Derneği'ni temsilen katıldım. İlk kez bu kadar üst düzey bir toplantıda Zeytindostu'nu temsil etmekten gurur duydum.

- 26 Şubat'ta Yaşar Üniversitesi Gastronomi Bölümü öğrencileri ve meraklılarına zeytinyağını ve mutfakta zeytinyağının önemini anlattım.

-  4 Mart'ta üyesi olmaktan gurur ve onur duyduğum Soroptimistlerin İstanbul Balat'taki Kültür Evi'nde "Zeytini Anlamak" adlı sunumumu gerçekleştirdim. Neredeyse çatıları delecek şiddetteki yağmura rağmen salon doldu, taştı. Harika bir gündü! :)
Görüntünün olası içeriği: 1 kişi, yazı

-  8 Mart Dünya Kadınlar Günü'nde Namık Kemal Üniversitesi'nin davetlisi olarak "Tohumculukta Kadın Eli" adlı programda bir konuşma yaptım. Yine gençlerle ve müthiş bir kalabalığa hitap etmekten onur ve mutluluk duydum.
Görüntünün olası içeriği: 3 kişi, Dilşen Oktay dahil, gülümseyen insanlar



- Zeytindostu'nun 11 yıldır düzenlediği "Zeytinyağının Oskarları" olarak bilinen yarışmanın yağlarının tadımını Nisan ayının başında Muğla'daki Türkiye'nin yüz akı tesisimiz olan Duyusal Analiz Laboratuvarı'nda değerli tadımcılarla gerçekleştirdik.

- Törende seyahatim nedeniyle bulunamasam da Zeytindostu'nun 11. Zeytinyağı Kalite yarışmasının ödül töreni Gaziantep'te büyülü bir ortamda yapıldı.

- 9-12 Mayıs 2018 tarihlerinde Fuar İzmir'de yapılan OlivTech'te hem Zeytindostu Derneği'nin hem de Ethem Bey Zeytinyağları adına Burhaniye Ticaret Odası stantlarında aktif olarak görev aldım.
Görüntünün olası içeriği: 7 kişi, Dilşen Oktay ve Atilla Totoş dahil, gülümseyen insanlar, ayakta duran insanlar
Özel Eraslan Okulları'nın çok afacan, tatlı mı tatlı, akıllı mı akıllı öğrencileriyle önce zeytinyağı tattık. Sonra Zeytindostu Çocuk logolu çantalar boyadık.

Görüntünün olası içeriği: 4 kişi, Dilşen Oktay dahil, gülümseyen insanlar, oturan insanlar

Şöyle bir bakınca epey de iş yapılmış :) Ama daha Mayıs ayındayız. Yapılacak pek çok iş ve sırada bekleyen projeler var. Takibe devam etmenizi öneririm gençler ve genç hissedenler... Çünkü Zeytinyağı Kraliçesi çalışmaya ara vermiyor!... :)

En kısa zamanda görüşmek dileğiyle...

Sevgi  ve saygılarımla

3 Haziran 2017 Cumartesi

"Yaşadım" diyebilmen için...

Sevgili dostlar,

Zeytinyağı kraliçeniz çalışmaya devam ediyor yaşamayı ciddiye alarak... 20 Mayıs 2017'de Zeytindostu Genel Kurulu'nda yapılan seçimde yönetim kuruluna seçildi ve genel sekreter oldu. 

Tabi durur muyum hemen işlere kalkıştım. Sevgili dostum Ümit Çelikaltay'ın şahane fikrini hayata geçirip "Zeytin Ağacıma Dokunma" adlı imza kampanyasını başlattık.

Hedef 1 milyon imza!
https://www.change.org/p/zeytin-a%C4%9Fac%C4%B1ma-dokunma-don-t-touch-my-olive-tree

Tam 2 hafta hem bu kampanya ile hem de sürekli meclisteki görüşmeleri izlemekle, bildiriler hazırlamak ve yayınlamakla geçti. Sebebini aşağıda anlatayım.

"17 Mayıs'ta Bilim Teknoloji ve Sanayi Bakanlığı'nın hazırladığı rapor sonucu hükümetin TBMM'ne sunduğu "Sanayinin Geliştirilmesi ve Üretimin Desteklenmesi Amacıyla Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı"na dair görüşmeler 30 - 31 Mayıs 2016’ta komisyon yetkilileri ile sektör temsilcileri arasında gerçekleşti. Sektörün bileşenleri komisyon üyelerinin fikrini değiştirmek için epey uğraş verdiler ve büyük ölçüde başarılı da oldular. Ancak çok kritik olan 20. maddenin değişmesine engel olamadılar.

Nedir bu 20. madde?

3573 sayılı Zeytincilik Kanunu’nun 20’inci maddesinin 1’inci fıkrasına göre; “Zeytinlik sahaları içinde ve bu sahalara en az 3 kilometre mesafede zeytinyağı fabrikası hariç zeytinliklerin gelişmesine mani olacak kimyevi atık bırakan, toz ve duman çıkaran tesis yapılamaz ve işletilemez.”
Kanun Tasarısında bu madde şu şekilde değiştirilmek isteniyor: “Zeytinlik sahaları içinde ve bu sahalara en az 3 kilometre mesafede, zeytinliklerin bitkisel gelişimini ve çoğalmalarını engelleyecek kimyasal atık oluşturacak tesis yapılamaz ve işletilemez. Ancak alternatif alan bulunmaması ve kurulun uygun görmesi şartıyla bakanlıklarca kamu yararı kararı alınmış yatırımlar için zeytinlik sahalarında yatırım yapılmasına Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı tarafından izin verilebilir. Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı bu yetkisini gerektiğinde valiliklere devredebilir.”
Basitçe açıklamak gerekirse; valilik başkanlığında Zeytinlik Sahaları Koruma Kurulu oluşturulacak. Bu kurulda Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı, Maliye Bakanlığı ve Orman ve Su İşleri Bakanlığı’nın ildeki üst düzey temsilcileri ile ziraat fakültesi, ziraat odaları ve Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’na bağlı araştırma enstitüsünden birer üye olmak üzere toplam 9 üye yer alacak. Kurulun sekretarya hizmetleri İl Gıda, Tarım ve Hayvancılık Müdürlüğü tarafından yürütülecek. Kurul yatırım talepleri ile ilgili kararları bir aylık süre içerisinde alacak. Bunun için en az 5 üyenin aynı yöndeki oyu yeterli olacak.
Bir başka deyişle 3573 nolu Zeytincilik Yasası’nda “kesinlikle olmaz” denen koşul gevşetilerek bir kurul oluşturulmasına, bu kurulun da üyelerinin yarısından bir fazlası onay verdiğinde zeytinliklerin maden ve enerji üretimi için yok edilmesine izin veriliyor!
Türkiye Cumhuriyeti Devleti 171 milyon zeytin ağacı varlığı ile dünyada 2., zeytinyağı üretimi ile dünyada 5. ve sofralık zeytin üretiminde de dünyada 2. sıradadır. Zeytin ve zeytinyağı talebi tüm dünyada son 25 yılda 2.5 kat artış göstermiştir. Aynı zamanda Avrupa ve Amerika’da bilim insanlarının yaptığı yüzlerce araştırmada özellikle fenol içeriği zengin zeytinyağlarının kalp, damar hastalıklarına, diyabete, bazı kanser türlerine, mide ve bağırsak hastalıklarına, cilt hastalıklarına, Alzheimer, MS gibi rahatsızlıklara iyi geldiğine dair bulgulara rastlanmıştır.
Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti 14 Eylül 2016’da Birleşmiş Milletler’in 2015’te sunduğu 49. Zeytinyağı ve Sofralık Zeytin Uluslararası Anlaşması’nı imzalamış ve 1 Ocak 2017 tarihi itibariyle de bu anlaşma yürürlüğe girmiştir. Bu anlaşmanın 7. Kısmında yer alan Genel Hükümlerin altında yer alan 24. Maddesinde çevresel ve ekolojik açılarda da sürdürülebilir zeytin yetiştiriciliğinin geliştirilmesini garanti altına almakla yükümlüdür. Ayrıca Türkiye, Avrupa Birliği ve Tunus’tan sonra en fazla paya sahip 3. ülke konumundadır.  Dolayısıyla hükümet yasa değişikliği yaparken sadece içerdeki değil aynı zamanda dışardaki bağlantılarını da göz önünde bulundurmalıdır.
Bu koşullarda 3573 nolu yasanın değiştirilmesi mantığa uymayan bir karar olarak gözükmektedir.
Bu durum elbette zeytin dostlarını, zeytin üreticilerini, zeytin sektöründeki herkesi derinden sarstı. Ancak mücadeleden vazgeçmiyoruz."

Benim düsturum "Çıkmadık candan ümit kesilmez"dir. Dolayısıyla yasa tasarısını sunanların fikrini değiştirene kadar çalışmaya devam. Desteğiniz çok değerli sevgili dostlar...

Değerli şairimiz Nazım Hikmet'in de dediği gibi;






O zaman finali Nazım Hikmet'le yapalım...



19 Mayıs 2017 Cuma

Alsancak'ta Şenlik yapılır da zeytinyağsız olur mu?! ;)

Gençler ve kendini herdaim genç hissedenler!

Öncelikle 19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramı'mız kutlu olsun :)  Zeytin ağacına yakın olunca, zeytin ve zeytinyağıyla beslenince doğal olarak genç kalıyoruz ;)

Bu girişten sonra son zamanlarda katıldığım bir etkiniği anlatmak isterim sizlere. Geçtiğimiz günlerde 16. Alsancak Şenliği kapsamında Alsancak Koruma ve Güzelleştirme Derneği'nin davetlisi olarak Alsancak Dominik Caddesi'nde bir etkinliğe konuşmacı olarak katıldım. Sokakta halka açık bir etkinlik olduğundan yoldan geçip de dinlemeye başlayanlar gördüm ve mutlu oldum.

Bir arkadaşım o güzergahtan geçerken sesimi duymuş ve dinlemeye başlamış. Sonra da karşıdaki kafede oturup tüm konuşmaları dinlemiş. Etkinlik sonunda yanına gittiğimde söylediği çok hoşuma gitti. "O kadar ballandıra ballandıra anlattınız ki, kahvemin üstüne bir damla zeytinyağı dökmek istedim." Demek ki amacımıza ulaştık :)

"Zeytinyağı ile İzmir Mutfağında Sağlıklı Beslenme" adlı etkinlikte çok değerli katılımcılar vardı.

Yanımda UZZK'dan çok sevdiğim Gülşah Satıroğlu, değerli yazar ve Karşıyakalı hemşerim Nedim Atilla, Poyrazcan Gıda Ltd Şti'yi temsilen Dış Ticaret Müdürü Cem Demirci ve Türkiye Aşçılar Federasyonu Başkan Yardımcısı Nejdet Polat vardı. Konu zeytinyağı olunca tabi kendimizi kaptırmışız. Her konuşmacıya 10 dakika süre tanındı ancak bıraksalar eminim sabaha kadar sohbet edebilirdik :)

O gün o saatte diğer katılımcılarla buluşmamız ve düzenleyenler tarafından da ön bilgi verilmediği halde, sanki karar almışız gibi bütün konuşmacılar olarak zeytinyağının kalitelisinin kokladığınızda sizi güzel yerlere alıp götüreceğinden, taze zeytin, yaprak, taze Ege otları, kesilmiş çimen, çağla badem, can erik, domates, enginar, muz, çiçeksi gibi hoş kokulara sahip olabileceğinden bahsettik. Sevgili Gülşah Satıroğlu zeytinyağının dürüst bir ürün olduğundan ve kokladığınızda üretim sürecinde yaşadıklarını size birbir anlatacağından söz etti. Soykan Bey tüketimi artırmamızın önemine, ülke olarak zeytin ve zeytinyağına dair politikalarımızı iyileştirmemizin gerekliliğine vurgu yaptı. Sevgili Nejdet Polat Şef zeytinyağlıların yemeklere nasıl lezzet kattığından, mutfakta nasıl kullanılması gerektiğinden bahsetti.

Ben ikinci konuşmacı olarak deyim yerindeyse altından girip üstünden çıktım :) Zeytinin binlerce yıl önceki üretiminden, Klazomenai'den, Hipokrat'tan, Ege murfağından, zeytinyağının sağlığa faydalarından, Antandros'tan, garum sostan, doktora çalışmamda bulduğum tüketim verilerinden, gıda eşleşmesinden, tatlılardan Ege otlarına kadar her türlü yemeğe ne kadar yakıştığına kadar herşeyinden bahsettim.

Dinleyenler hepimizin konuşmalarından çok keyif aldıklarını belirttiler.




Konak Belediye Başkanı Sema Pekdaş'ın da katılımlarıyla onurlandırdığı etkinlik çok renkli geçti. Ardından aşağıda önünde durduğumuz standlarda Ege mutfağından harika zeytinyağlı yemekler, börekler, tatlılar tadıldı.  


Ne yazık ki yine gündeme getirilen Zeytinlik Kanunu'nda değişiklik konusunu ayrıca irdeleyeceğim. Ancak bu güzel bayram gününde sizlere iyi niyetlerle hoşçakalın demek isterim.



Zeytini ve zeytinyağını sevdiğimiz kadar, İzmirimiz'i de çok seviyoruz :)
Derneğin afişindeki "Sokakta umut var!" sloganını çok beğendim. Ben de aynı fikirdeyim. Sadece sokakta değil, her yerde ve her zaman umut var. Ne demiş atalarımız? "Çıkmadık candan umut kesilmez!" 

Sağlıcakla kalınız efendim...



12 Mayıs 2017 Cuma

Japonya Anıları

Merhaba sevgili takipçiler,

Nisan 2017 tam tahmin ettiğim gibi epey koşturmacalı ve verimli geçti.

Anneannemin 3 Nisan'da vefatı duygusal olarak çok etkilemiş olsa da, kendimi işe güce vererek acımı az da olsa hafifletmeye çalıştım...

Öncelikle 7 Nisan'da İtalya Perugia'ya bağlı Spoleto'da bulunan Ulusal Zeytin ve Zeytinyağı Akademisi'nde zeytinyağı sektöründe yeniliklere dair bir konferansa gittim.

Ardından 19-21 Nisan 2017 tarihleri arasında Tokyo'da gerçekleştirilen Olive Japan'in jürisinde Türkiye'yi temsil etme olanağı buldum. Benim için harika bir deneyimdi. Çünkü farklı kıtalardan konusunda son derece uzman ve söz sahibi 23 zeytinyağı tadımcısı ile beraber 3 gün boyunca bir sürü farklı ülkeden gelen örnekleri tatma şansım oldu.

Toplam 610 farklı örneğin yarıştığı yarışmada 7 masada jüri üyeleri olarak yağları tattık. Biz 3 günde toplam 110 örnek değerlendirdik. 13 Türk yağından sadece 6 tanesi gümüş madalya almaya hak kazandı.



Yanımda Yunanistan ESVITE IOC certified panel üyesi Lykourgos Polychronopoulos, karşımda Amerika Birleşik Devletleri Kaliforniya'dan Extra Virgin Alliance kurucularından Alexandra Kicenik Devarenne ve onun yanında Japonya'dan Olive Oil Master Sommelier Keiko Naoi bulunuyordu.


Turuncu takım elbiseli Toshiya Tada, Olive Oil Sommelier Assocciation of Japan'in Başkanı aynı zamanda Olive Japan yarışmalarının yöneticisi. Kendisi son derece çalışkan, işinde titiz, dakik ve düzenli biri. Onunla tanışmak ve birlikte çalışmak hem büyük bir onur hem de keyifti.

Tabiki sadece zeytinyağı tadımıyla sınırlı kalmadı bu deneyim. Akşamları değişik restaurantlara gidip Japon mutfağından değişik örnekleri tattık.

Balkabağı tempura ile soğuk sake

 Deniz ürünleri tabağı

Soba noddle ve yanında wasabi, sake



Son akşam Asakusa'da L'épice restauranta gittik. Orada zeytinyağı tadımcısı şefin müthiş yemeklerini yedik.






Kültür turu da yaptık ilk ve son gün. Önce Kapabashi ya da Kitchen Town olarak bilinen semtte replica food atölyesine katıldık.




Gördüklerinizin tamamı waxtan yapılmış. Yani gerçek gıda değil.

Son gün 12 kişilik bir grup olarak Asakusa'da Sensoji Tapınağı'na uğradık. Buddhistlerin uğrak yeri olan bu yerde epey bir fotoğraf çektik.




Kimonolu kızlarla fotoğraf çekmezsem olmazdı :)

Japonya'da insanların nezaketinden, zerafetinden tutun da çalışkanlıklarına, insana saygılarına ve disiplinlerine yani kısacası herşeylerine hayran kaldım. Ama en çok hoşuma giden o koca koca binaların önlerinde ve yol boyunca gördüğüm harika çiçeklerle ağaçlar oldu.




Japonya'ya dair anlatacak çok şey var ancak ilk aklıma gelenleri bir çırpıda paylaştım. İlerleyen günlerde görüşmek ümidiyle.

Sevgi ve saygılarımla 



26 Kasım 2016 Cumartesi

Kasım'da Zeytin Aşkı Başkadır...

Merhabalar,

Bu yıl tüm olumsuz koşullara rağmen sanki bir canlanma var tüm sektörde... Neden derseniz zeytin daha çok konuşuluyor, daha çok tanıtılıyor, belki algıda seçicilik ama daha çok etkinliğe konu oluyor. Zeytinyağı Kraliçeniz her zaman olduğu gibi eylemlerine devam ediyor :)

26 Kasım Dünya Zeytin Günü kutlanırken ben de bu ay gerçekleştirdiğimiz etkinlikleri sizlerle paylaşmak isterim. Öncelikle İzmir Ekonomi Üniversitesi'nde verdiğim Zeytin, Zeytinyağı ve Mutfak Kültürü dersi kapsamında öğrencilerle Urla Zeytinler'de kurulan dünyanın en büyük zeytinyağı müzesi olan Köstem Zeytinyağı Müzesi'ne gittik. Bu şahane müzenin mimarı Levent Köstem Bey İzmir'in ünlü ortopedistlerinden biri. Zeytine olan tutkusunu bu şekilde bir projeyle taçlandırıp gelecek nesillere zeytin kültürünü aktarmak adına harika bir iş çıkarmış. Programının yoğunluğu nedeniyle bize müze ziyaretimizde eşlik edemese de zarif eşi Güler Hanım müzedeki her ayrıntıyı sabırla tek tek anlattı. Kendilerine ne kadar teşekkür etsek azdır.

Müzenin en dikkat çeken tarafı tam orta alanda görülen Klazomenai işliğinin birebir kopyası. 2500 yıllık ve dünyanın en eski işliklerinden biri olarak kabul edilen yapının müzenin tam ortasında bulunması çok hoş. Daha sonra soldan başlayıp bir yarım daire çizdiğinizde sırasıyla hayvanlarla itilerek üretim yapılan taş baskı sistemleri, buharlı kazanla çalışan daha modern zeytin sıkma tesisini, sonra hidrolik presleri görmek mümkün. Ardından bir büyük geminin kesitinin içinde anforaları görebilir, hemen sonrasında Osmanlı zamanında Sultan'ın çocuklar eğlensin diye yaptırdığı düzeneği görebilirsiniz. Çocukların zeytinden zeytinyağı sıkmasına yarayan bu basit ama hoş sistem şimdilerde çocukların zeytin kültürünü anlamaları için güzel bir araç.

Daha sonra müzenin arka bahçesinde bize yapılması planlanan kamp alanından bahsetti Güler Hanım ve projenin tam anlamıyla hayata geçtiğinde aileler için ne kadar hoş bir yaşam alanına dönüşeceğini anlayıp böyle güzel insanların varlığından dolayı geleceğe dair umutlandık. Kendilerini kutluyor ve başarılarının devamını diliyoruz.





Bir diğer gezimizi de dün Nadir Tolun İlköğretim İlkokulu 4. sınıf öğrencileriyle gerçekleştirdik. Rahmetli Nadir Dayımın adına olan bu okul benim için her zaman çok özeldir ve elimden geldiğince onlar için birşeyler yapmaya çalışırım. Bu yıl da dünya zeytin gününü kutlamak için bir grup öğrenciyle Burhaniye'nin örnek işletmelerinden Laleli Zeytin ve Zeytinyağı İşletmesi'ne bir gezi düzenledik. İşletmenin sorumlu müdürü Alper Karakaya çocuklara zeytinin toplandıktan sonra fabrikaya gelince önce elekten geçirildiğini ardından yıkanıp kontinü sistemde sıkıldığını, sonrasında depolandığını ve en sonunda da şişelenip tüketicilere ulaştırıldığını anlattı. Benim en çok hoşuma giden kısım zeytinlerin çuvala girdiğinde mutsuz olmalarından bahsetmesiydi. Mutsuz zeytinlerden kalitesiz zeytinyağı çıkacağı için zeytinlerin mutlu olması adına kasalara toplanması gerektiğini söyledi. Bu tanım çok hoştu.







Çocuklar geziden memnun ayrıldılar ancak tüm 4. sınıflardan sadece bir grup öğrenci katılabildi. O nedenle haftaya yine görüşeceğiz. Bu sefer okulda tadım yapmayı planlıyoruz. Onunla ilgili gelişmeleri de haftaya paylaşırım. Zeytin ve zeytinyağı neferlerini yetiştirmeye devam ediyoruz. Evet okyanusta bir damla belki ama bakarsınız bir gün bu çalışmalar daha büyük kitlelere ulaşır :)

Dünya zeytin günümüz kutlu ve mutlu olsun. Sağlıcakla kalın!...

23 Ekim 2016 Pazar

La Semaine du Goût! (Tat Haftası)

Merhabalar efendim,

Bu seferki haber geçtiğimiz haftalarda kutladığımız tat haftasına dair. Fransızların francophonie adını verdikleri bir kutlamaları vardır. Her yıl tüm dünyada fransızca konuşulan ülkelerde çeşitli etkinlikler yaparlar. Bu bilgiyi nereden biliyorum diye sorarsanız İzmir Özel Tevfik Fikret Lisesi'nde 7 yıl boyunca fransız kültürüyle yetiştiğim cevabını veririm size. Dolayısıyla bizde de her yıl bir program yapılırdı. Örneğin en çok aklımda kalan anı; La Fontaine'in masallarında birinde kurt ve horoz arasında geçen bir olayı sahnede canlandırmaya çalışmamızdı... İzmir'in şık restaurantlarından birinde zemin katta buluşmuştuk; öğrenciler, veliler, öğretmenler... Kimisi gitar çalıyor, kimisi şarkı söylüyor, kimisi şiir okuyor, kimisi de bizim gibi sahnede kısa bir skeç canlandırıyordu. Benim tiyatroya hep ilgim olduğu için bana La Fontaine masalında horoz olmak düşmüştü. Hatırlıyorum da çok eğlenmiştim :)

Bu yıl da tat üzerine etkinlikler yapılıyormuş ve ben de uzman zeytinyağı tadımcısı olarak bu hafta kapsamında yapılacak bir tadım sunumuna çağırıldım. Yılların eskitemediği ve bence şarap gibi bir kadın olan canım fransızca hocam Süheyla Yıldırım yine çok zarifti. Beni çok sıcak karşıladı eski okulumdaki herkes. 8,9,10 yaşlarında şahane çocuklarla hem sohbet ettik hem de zeytinyağı tattık. Çok eğlenceliydi :) Gerçi zeytinyağındaki antioksidanlar nedeniyle hissettikleri acılık ve yakıcılık hepsinin hoşuna gitmedi ama en azından bunun yararlı bir şey olduğunu öğrendiler ;)

Aşağıda fotoğrafları paylaşıyorum... Ne demek istediğimi daha iyi anlayacaksınız :) Çok sevdiğimiz bir atasözü ile konuyu toparlamak isterim. Ağaç yaşken eğilir. Bence de öyle ve ne kadar çok çocuğa ulaşabilirsem o kadar sağlıklı nesillerin yetişmesine vesile olacağım hissindeyim. Hepinize mutlu ve huzurlu pazarlar. Ben birazdan hasada zeytin bahçesine gidiyorum. Görüşmek dileğiyle...