2 Şubat 2010 Salı

Yalova'da güzel bir pazar kahvaltısından sonra...

Merhabalar,
Ocak ayının son haftasonunda Yoga Academy'nin Yalova'da gerçekleştirdiği yoga kampındaydım. Herşey gayet güzeldi, cennet vatanımızın her köşesi ayrı bir keyifli zaten. Tepelerdeki karlara rağmen termal havuzda yüzmek, sıcak sularla keyif yapmak tek kelimeyle muhteşemdi:)
Yoga grubunda da zeytinyağı kraliçesi olarak bilindiğimden, halkıma güzel bir zeytinyağı ziyafeti çekeyim dedim ve yanıma pazar kahvaltısı için iki şişe taze sıkılmış ve filtre edilmemiş naturel sızma zeytinyağı götürdüm. Yağı tadanlardan aldığım geri bildirimler keyfimi bir kat daha artırdı. Bir kere her tadan bu ne kadar güzel bir zeytinyağı dedi, en güzeli de başka hiçbir şey yemedim sadece zeytinyağa ekmek bandırdım kahvaltı olarak demeleriydi. İnsan emeğinin karşılığını görünce tüm yorgunlukları ve sıkıntıları unutuveriyor...Bir nevi zeytinyağı tanıtımı da yapmış oldum bu sayede, ve elbette tadımdan bahsettim...
O iki şişe ne oldu derseniz, tüketildi:)
Zaten grubumuz da elli küsur kişiydi...En azından herkese bir 5-10 ml taze ve kaliteli bir zeytinyağı tattırdım.
Ocak ayını da böyle tamamladık...
Daha sonraki yazılarda görüşmek dileğiyle, hepinizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum.

18 Ocak 2010 Pazartesi

Başka bir toplantıdan izlenimler daha...

Merhabalar,
Geçtiğimiz hafta gerçekten çok eğitimli ve elit bir gruba yine zeytinyağı hakkında sunum yaparken, o günden yaklaşık 4 gün önce sıkılmış taze naturel sızma bir zeytinyağı örneği ve yine taze sıkılmış ve rafinajlık özellikli zeytinyağını koklattım...
Rafinajlık yağların şişeleri küçüktü ve şeffaf olduğu için bulanık renkteydi ama yine de dıştan bakıldığında albenili bir numuneye benziyordu. Oysa güzel yağı çok daha büyük ve koyu renkli şişelere koymuştum...İnsanlar genellikle tersi durumlara alışkın oldukları için, ilk anda küçük şişelerin iyi yağlar olduğunu sandılar.Fakat yağı kokladıklarında acı gerçeklerle karşılaştılar...Büyük şişelerin kapağını açtıklarında o koca salona yayılan taze zeytin kokusu muazzamdı:) Herkesin yüzündeki ifade görülmeye değerdi!
O insanların belki de sadece birkaçı tadım eğitimi almışlardır, ama hepsi zeytinyağı hakkında fikir sahibi insanlardı...Ama büyük ihtimalle kimse onlara iyi bir yağın nasıl olması ve nasıl korunması gerektiğini anlatmamıştır...Elimizden geldiğince bilgilerimizi paylaştık, sanırım başarılı da olduk...Çünkü hem sunum sonrası hem de ertesi gün çok güzel sözler duyduk...
Demek ki hepimizin içinde iyi ile kötüyü ayırt eden o yetenekler mevcut...
Bunun üzerine gitmeli ve kendimizi her fırsatta geliştirmeliyiz...
Zeytinyağı tadımcısı olmak için illaha bu sektörün içinden olmak gerekmiyor...Zeytinyağını seven herkes tadımını öğrenebilir:)
Bol zeytinyağlı günler diliyorum hepinize...
Sevgi ve saygılarımla

29 Aralık 2009 Salı

Zeytinyağının bir faydası daha:)

Herkese merhaba,
Bugün öğlen dişçim Kamil Abi'ye gidip yıllık kontrolümü yaptırdım. Kendisi bana dişlerimin çok sağlıklı olduğunu söyledi...Bunda zararlı alışkanlıklarımı bırakmamın da etkisi vardı ancak ona yaklaşık 8 aydır düzenli olarak zeytinyağı tattığımı söylediğim zaman o da bana hak verdi. Zeytinyağının meziyetlerinden biri de iyi bir temizleyici olması;) Dolayısıyla ağız bakımıma da yardımcı oldu:) Yani zeytinyağı sadece kalp, damar hastalıklarına iyi gelmiyor; ayrıca diş ve ağız sağlığınız için de son derece faydalı bir gıda! Herkese tavsiye ederim. Ben şahsen tadımcılığımı geliştirmek adına hemen hemen her gün zeytinyağı tadıyorum, sizlere de öneririm. Hem duyularınız gelişir hem de ağız sağlığınızı korursunuz:)
Herkesin yeni yılını en içten dileklerimle kutlar ve sağlık, mutluluk, barış ve zeytinyağı dolu bir yıl dilerim....
Hepinizi saygı ve sevgiyle selamlıyorum...

3 Aralık 2009 Perşembe

Geçmiş Kurban Bayramı'ndan izlenimler...

Herkese merhaba,
Uzun bir aradan sonra yine yazıyorum...Bu sefer konu; geçtiğimiz bayramda katıldığım turda insanlarla yaptığım konuşmalar sonucunda edindiğim izlenimler...
Her zamanki gibi muzurluğumla ne yapıp edip, bayramın son günü 46 kişilik tur otobüsünde zeytinyağı konusunu açtım:) Çine'de mola vermiştik ve ben de Çine'den geçerken ağaç varlığının kimilerine göre 6 kimilerine göre 10 milyon olduğunu(her iki durumda da önemli bir miktar!!!) söylemeden, Aydın ilinin Türkiye'nin en çok zeytin ağacına sahip il olduğunu belirtmeden edemedim:) Sonuçta Aydın benim gibi bir zeytinyağı kraliçesi için önemli bir şehir!...
Neyse ben biraz tadımdan biraz zeytinyağından bahsettim. Hatta tadımda kusurlardan bahsederken özellikle sirke hatasında insanların yüzündeki o şaşkın ifade görülmeye değerdi...Sirke ve zeytinyağı kavramları bir arada çok garipsendi ama bunun laktik asit fermentasyonundan kaynaklandığını anlatmaya çalıştım...Umarım etkili olmuştur...
Yine her zamanki gibi hangi marka ve yağı önerirsiniz soruları geldi...Ben de elimden geldiğince objektif davranmaya çalıştım. Butik yağların haute couture gibi, diğer büyük markaların ise konfeksiyon gibi olduğunu söyleyerek olaya genel bir bakış açısı getirmeye çalıştım...
Sonuç itibariyle keyifli bir bayram tatili geçirdim...Eminim sizlerin de bayramı en az benimki kadar keyifli geçmiştir.
Hepinizi sevgi ve saygıyla kucaklıyorum...

15 Ekim 2009 Perşembe

Ey Türk zeytinyağı tüketicisi!!!

Ey Türk zeytinyağı tüketicisi!...
Birinci vazifen, Türk zeytin ve zeytinyağı sektörünü ilelebet muhafaza ve müdafaa etmektir.
Mevcudiyetinin ve istikbalinin yegane temeli budur! Bu temel, senin en kıymetli hazinendir. İstikbalde dahi, seni bu hazineden mahrum etmek isteyecek dahili ve harici bedhahların olacaktır. Bir gün, istiklali ve zeytinyağı sektörünü müdafaa mecburiyetine düşersen, vazifeye atılmak ve Türk zeytinyağını korumak için, içinde bulunacağın vaziyetin imkan ve şeraitini düşünmeyeceksin!
Ey Türk zeytinyağı tüketicisi! İşte bu ahval ve şerait içinde dahi vazifen, Türk istiklal ve zeytinyağı sektörünü kurtarmaktır! Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur!...

Not: Ulu önder Atatürk'ü saygıyla anıyorum. Hepinizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum...

13 Ekim 2009 Salı

Bir tadım kursunun ardından...

Aylar sonra tekrar merhaba...
Ne yazık ki sağlık sorunlarım yüzünden blogumla yeterince ilgilenemedim. Ancak bu sürede boş durmayıp zeytinyağı tadımı konusunda araştırmalara devam ettim. Bir de Ekim'in ilk haftası üç italyan tadım uzmanıyla Çine'de düzenlenen kurslarda çevirmen olarak aktif görev aldım.
Bu sayede tadımın abcsini öğrendiğimine inanıyorum. Çünkü aynı bilgileri neredeyse 3 kere tekrar ettim:)
Ve biz Türklere dair birkaç gözlemimi paylaşmadan edemeyeceğim...
Öncelikle sabırsızız...Hocalar daha konuya giriş yaparken birkaç slayt sonraki konular hakkında fikir yürütmeye veya sorular sormaya başlıyoruz...Önce dinleyip sonra soru sorma konusunda hala kendimizi geliştirmemiz gerek.
İkinci bir husus, adeta balık hafızası olmamız...Öyle durumlarda kaldık ki inanılmaz! Dikkatimizi verip etkin dinlemediğimiz ve not tutmadığımız için, öğrendiklerimiz adeta uçup gidiyor...Bu da çok zaman kaybettiriyor.
Üçüncüsü, konuşmayı çok seviyoruz. Resmen biri bize söz hakkı verse de saatlerce konuşsak diye adeta yanıp tutuşuyoruz...İçimizde müthiş bir doluluk var ve her fırsatta bunu belli ediyoruz. Sanki susmaktan fenalık geçirmiş ve her anı değerlendirmeye çalışıyor gibi bir halimiz var...
Dördüncüsü, başladığımız birşeyin devamını getirmiyoruz...Örneğin soru soranlarda çok dikkatimi çekti.Soruyu sorduktan sonra kişi arkasındaki veya yandakiyle soruyu tartışmaya başlıyor. Eğer sorunun cevabını biliyorsak veya bizim için cevabı önemli değilse neden boşu boşuna insanların zamanını alıyoruz?!!!Bir soru sorulduysa, sabırla cevabını dinleyip kafamızdaki tüm soru işaretlerini silmeye, eğer silinmediyse uygun bir zamanda uzman kişiyle tartışmaya çalışabiliriz. Bu o kadar da zor değil!!!
Beşinci ve sonuncu gözlemim, odaklanma sorunumuz! Adeta millet olarak çene hiperaktivitesi içindeyiz!!! Hocalarımız tadım yaparken en önemli şeyin odaklanma olduğunu belki onlarca kez söylediler...Tadım çalışması yaparken bir de ne göreyim?! Herkes daha yağın ağzında tadı yerleşmeden yorumlara başlıyor!!!
Biraz acı bir üslupta yazıyorum ama artık kendimize çeki düzen vermenin zamanı geldi de geçiyor...
Sadece olumsuzluklar olmadı tabiki...
Çok başarılı kursiyerler ve çok başarılı tadımlar da gerçekleştirdik. Üst limit 34 hata iken, sadece 6 hata ile bitiren kursiyerlerimiz oldu. Bunlar müthiş gururlandırdı bizi. Ya da oluşturmaya çalıştığımız tadım panelinde, arkadaşlarımızla ne kadar uyumlu olduğumuzu ve sonuçlarımızın ne kadar tutarlı olduğunu gördük! Bu gelişmeler elbette göğsümüzü kabarttı...
Ancak gerçek şu ki, daha alacak çok yolumuz var...Ve ben de zeytinyağı kraliçeniz olarak bu yolda elimden gelen herşeyi yapmaya hazırım:)
Hepinizi sevgi ve saygıyla kucaklıyorum!

4 Ağustos 2009 Salı

Tadımın üçüncü şartı!

Tadım konusunda önemli bir konu da renktir. Genel anlamda zeytinyağı tadımında renk, yanıltıcı bir unsurdur. İnsanlarda görme duyusu diğer duyulara göre baskındır. Yapılan bilimsel araştırmalarda görülmüştür ki insanların renkler ve tatlar arasında kurduğu birtakım ilişkiler ve önyargılar bulunmaktadır. Örneğin çilek aromalı bir gıdanın renginin pembe olması beklenir, veya yeşil renkte bir çileğin ekşi tatta olduğu düşünülür. Oysaki gelişmiş teknolojiler sayesinde yeşil renkte bir çilek tatlı olabilir, veya pembe renk dışında bir renkteki gıdada çilek aroması ve tadı bulunabilir. Bunu zeytinyağına uyarlarsak, her yeşil renkli numune erken hasat olmak zorunda değildir veya her sarı renkli numunede oksidasyon mevcuttur gibi kesin yargılara varamayız...
Güzel Türkçemizde “Duyduğuna değil, gördüğüne inanmak” diye bir deyim vardır. Bilimsel olarak da insan sadece gözleriyle bir yargıya varma eğilimindedir. Bu nedenle tadımcıların yağın renginden etkilenmesi istenmez. O nedenle de lacivert, kahverengi veya mavi bardaklarda tadım yapılır.
İyi bir tadımcı bütün duyularını göz önünde tutarak, önceki yazılarda belirttiğim gibi nesnel, eğitimi ve deneyimleri doğrultusunda tadım yaptığı numune hakkında bir karara varmalıdır.
Hepinizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum.